Türkiye'nin enerji dengesi kademeli olarak değişiyor: Ankara petrol ve gaz tedarikçilerinin sayısını artırıyor, LNG alımlarını genişletiyor ve aynı zamanda yurt içi üretimini artırıyor. Ancak çeşitlendirmeye rağmen Rusya, Türkiye enerji piyasasında önemli bir konuma sahip olmayı sürdürüyor.
Değişim özellikle petrol piyasasında belirginleşti. 12 Eylül tarihli değerlendirmede, ABD'nin Haziran 2026'da Türkiye'nin en büyük ham petrol tedarikçisi olduğu belirtildi.
ABD, Türkiye petrol piyasasındaki konumunu güçlendiriyor
ABD'den yapılan tedarik artışı, Ankara'nın ithalatı çeşitlendirmeye yönelik daha geniş stratejisinin bir parçası oldu.
Türkiye'deki rafineriler son yıllarda tedarik coğrafyasını genişleterek geleneksel tedarikçilere ABD, Brezilya, Guyana, Nijerya, Libya, Norveç ve diğer ülkelerden gelen petrolü ekledi.
Bununla birlikte, Rusya'nın Türkiye petrol piyasasından tamamen dışlandığını söylemek için henüz erken.
Türkiye Enerji Piyasaları Düzenleme Kurumu'nun (EPDK) verilerine göre, yalnızca ham petrol değil, petrol ürünleri de hesaba katıldığında Rusya haziranda Türkiye'nin en büyük tedarikçisi olmayı sürdürdü. Rusya, yaklaşık 1,52 milyon tonla toplam ithalatın yüzde 37,8'ini oluşturdu.
ABD yaklaşık 570,7 bin ton ve yüzde 14,2'lik payla ikinci, Kazakistan ise 464 bin ton ve yüzde 11,6'lık payla üçüncü sırada yer aldı.
Dolayısıyla ABD'den yapılan tedarikteki artış, Rus kaynaklarından tamamen vazgeçilmesinden çok Türkiye enerji piyasasının çeşitlendirildiğine işaret ediyor.

Rus gazı önemini koruyor
Gaz piyasasındaki değişim daha yavaş gerçekleşiyor.
Rus doğal gazı, Mavi Akım ve TürkAkım olmak üzere iki önemli güzergâh üzerinden Türkiye'ye gelmeye devam ediyor.
Ankara aynı zamanda Azerbaycan'dan gaz alımını artırıyor ve sıvılaştırılmış doğal gaz ithalatı kapasitesini genişletiyor.
ABD LNG'sinin önemi özellikle arttı. Yayımlanan değerlendirmede yer alan verilere göre, 2026'nın ilk çeyreğinde Türkiye'nin LNG ithalatının yaklaşık yüzde 60'ını ABD oluşturdu.
Alternatif kaynakların genişletilmesi Ankara'ya tedarikçilerle müzakerelerde daha fazla seçenek sunuyor. Ancak Rus gazı, mevcut altyapı ve tedarik hacminin büyüklüğü sayesinde önemli bir rol oynamayı sürdürüyor.
Türkiye yurt içi üretimini artırıyor
Yeni enerji stratejisinin bir diğer unsuru da yurt içi üretimin artırılması.
Karadeniz'deki Sakarya gaz sahası özel önem taşıyor. Bu sahadaki üretimin artırılması, Türkiye'nin ithal doğal gaza olan ihtiyacını kademeli olarak azaltmalı.
Türkiye bunun yanı sıra Gabar bölgesinde petrol üretimini, yenilenebilir enerji kaynaklarını, LNG terminallerini ve gaz depolama tesislerini geliştiriyor.
Ankara'nın hedefi, bir tedarikçinin yerine başka bir tedarikçiyi koymaktan çok, ülkenin daha fazla enerji kaynağı arasında seçim yapabileceği bir sistem oluşturmak.

Akkuyu, Rusya'yı Türkiye'nin enerji sisteminde tutuyor
Petrol ve gaz piyasalarındaki değişimlerin arka planında, Mersin ilinde inşa edilen Akkuyu Nükleer Güç Santrali özel bir konuma sahip.
Projenin maliyeti 20 milyar doları aşıyor. Proje, Rus devlet şirketi Rosatom tarafından Build-Own-Operate, yani "yap-sahip ol-işlet" modeliyle yürütülüyor.
Santralin üniteleri işletmeye alındığında, Akkuyu'nun Türkiye'nin elektrik üretiminde gaz ve kömür kullanımına olan ihtiyacını azaltması bekleniyor.
Ancak Akkuyu aynı zamanda Moskova ile Ankara arasında uzun vadeli bir enerji bağı oluşturuyor: Rusya projenin finansmanına katılıyor, teknoloji ve nükleer yakıt sağlıyor ve santralin işletilmesinde kilit rolünü koruyor.
Rusya'dan vazgeçiş değil, çeşitlendirme
Türkiye'nin mevcut enerji politikası, Ankara'nın belirli tedarikçilere bağımlılığı azaltmayı hedeflediğini, ancak Rusya ile işbirliğinden vazgeçmediğini gösteriyor.
Petrol piyasasında değişim daha hızlı yaşanıyor: Alternatif tedarikçilerin sayısı artarken ABD petrolü giderek daha belirgin bir konuma geliyor.
Gaz alanında ise Rusya'nın konumu, boru hattı altyapısı ve tedarik hacmi sayesinde çok daha güçlü kalıyor.
Aynı zamanda Akkuyu Nükleer Güç Santrali projesi, Rusya-Türkiye enerji işbirliğinin önümüzdeki yıllarda yalnızca petrol ve doğal gazı değil, nükleer enerjiyi de kapsayacağı anlamına geliyor.
Sonuç olarak Türkiye, enerji güvenliğini artırmaya ve tedarikçilerle müzakerelerdeki konumunu güçlendirmeye çalışırken, belirli kaynaklara bağımlılıktan daha çeşitlendirilmiş bir modele kademeli olarak geçiyor.