Hürmüz Boğazı’nın kapanmasıyla derinleşen enerji krizi, yenilenebilir enerjiye geçişi zora sokan en büyük sınamalardan biri olarak öne çıktı. Petrol fiyatlarının yükselmesiyle birlikte kömür tüketiminin artacağı yönünde kaygılar oluştu, ancak krizin ilk aylarında küresel kömür kullanımında beklenen sıçrama yaşanmadı.
Bu dönemde yeşil enerji, yatırımcılar açısından daha cazip hale geldi. Güneş, rüzgâr ve hidroelektrik santrallerinin çalışmak için yakıt tedarikine ihtiyaç duymaması, belirsizlik ortamında bu kaynakların avantajını güçlendirdi.
Asya’da iş haftası kısaldı, uzaktan çalışma ve uzaktan eğitim yaygınlaştı
İran’daki savaşın ardından Hürmüz Boğazı üzerinden taşınan küresel deniz yoluyla petrol ve sıvılaştırılmış doğal gazın yaklaşık beşte birini etkileyen sevkiyat aksadı. En ağır etkiyi Asya ülkeleri hissetti ve bazı hükümetler yakıt tasarrufu amacıyla çalışma haftasını kısalttı, uzaktan çalışma düzenini devreye aldı ve okulları geçici olarak uzaktan eğitime taşıdı.
Krizin kısa vadede enerji dönüşümünü yavaşlatma riski de doğdu. Bazı ülkeler, gazla çalışan elektrik üretiminin bir bölümünü daha kirletici kömürle ikame etmeye yöneldi; çünkü kömür sevkiyatı genellikle Hürmüz üzerinden geçmiyor.
Çatışmanın etkisi yalnızca fosil yakıtlarla sınırlı kalmadı. Güneş panellerinde kullanılan alüminyum tedariki de aksadı, enflasyon hızlandı ve bazı fosil yakıt üreticileri yüksek fiyat ortamından yararlanmak için üretimi artırma yoluna gitti.
Avrupa’da kömürden çıkış takvimi yeniden tartışılıyor
Krizin yankıları Avrupa’da da duyuldu, ancak kıta Asya’ya kıyasla daha sınırlı etkilendi. İtalya parlamentosu kömürden çıkış tarihini 2038’e erteledi. Kömürün elektrik üretimindeki payı ülkede yaklaşık yüzde 1,5 düzeyinde bulunuyor.
Almanya’da Şansölye Friedrich Merz, bazı kömür santrallerinin planlanandan daha uzun süre çalıştırılmasının gerekebileceğini dışlamadı. Buna karşın ülkenin kömürü tamamen terk etme hedefi olan 2038 takvimi sorgulanmadı. Almanya’da kömür, elektrik üretiminin yaklaşık beşte birini oluşturuyor.
Küresel ölçekteyse tablo daha az sarsıcı görünüyor. Mart ve nisan 2026’da dünyada kömürlü elektrik üretimi, bir önceki yılın aynı dönemine göre yalnızca yüzde 1 arttı. Aynı aylarda rüzgâr ve güneşten elde edilen elektrik, tarihte ilk kez gazdan daha fazla oldu.
Gazla elektrik üretimi, geçen yılın aynı dönemlerindeki seviyesinde kaldı. Buna karşılık rüzgâr ve güneş üretimi yaklaşık yüzde 8 yükseldi. Bu veriler, kısa vadeli krizlere rağmen enerji dönüşümünün tamamen yön değiştirmediğini gösterdi.
Uluslararası Enerji Ajansı’nın beklentisi korunuyor
Uluslararası Enerji Ajansı geçen yıl yayımladığı raporda, mevcut enerji politikaları değişmese bile kömür talebinin bu on yıl bitmeden zirve yapacağını öngörmüştü. Kurumun hesaplamalarına göre ülkeler açıkladıkları enerji politikalarını uygularsa petrol talebi 2030’dan, doğal gaz talebi ise 2035’ten sonra düşüşe geçebilir.
Son gelişmeler bu beklentileri zayıflatmak yerine, fosil yakıtların orta ve uzun vadede baskı altında kalmaya devam edebileceğine işaret etti. Kriz, bir yandan geçici kömür kullanımını gündeme taşırken diğer yandan yenilenebilir kaynakların stratejik önemini artırdı.
Santa Marta toplantısı küresel ayrışmayı görünür kıldı
Nisan ayı sonunda Kolombiya’nın Santa Marta kentinde fosil yakıtlardan çıkışı ele alan ilk küresel konferans düzenlendi. Toplantıya 57 ülke katıldı; ancak 2024’te küresel sera gazı emisyonlarının yarısından fazlasından sorumlu olan Çin, ABD, Hindistan ve Rusya davet edilmedi ve salonda yer almadı.
Bu ülkeler aynı zamanda dünyanın en büyük fosil yakıt üreticileri ve tüketicileri arasında bulunuyor. Buna karşın toplantıya katılan ülkeler, küresel enerji politikası açısından dikkate değer bir ağırlık taşıdı. Bu ülkeler birlikte dünyanın petrol tüketiminin dörtte birinden fazlasını, gaz tüketiminin beşte birinden fazlasını ve kömür tüketiminin yaklaşık onda birini oluşturuyor.
Katılımcılar arasında Birleşik Krallık ile Avrupa Birliği’nin en büyük ekonomilerinden bazıları yer aldı. Kanada, Norveç, Brezilya ve Nijerya gibi önemli fosil yakıt üreticileri de toplantıda temsil edildi.
Konferans öncesinde dünyanın farklı bölgelerinden yaklaşık 400 bilim insanı, fosil yakıtlardan çıkışın nasıl yönetilebileceğine dair bir belge üzerinde çalıştı. Belgede, fosil yakıt sektöründeki çalışanların geçiş sürecinde desteklenmesi ve yeniden eğitilmesi, yeni kömür ile petrol-doğalgaz altyapısının kurulmasının durdurulması ve fosil yakıt sübvansiyonlarının sona erdirilmesi önerildi.
Metin, fosil yakıtlara vergi benzeri kesintiler getirilerek yeşil enerji dönüşümünün finanse edilmesini de gündeme taşıdı. Yerel toplulukların planlama sürecine dahil edilmesi, Küresel Kuzey’in geçmiş emisyonların yol açtığı zararlar için Küresel Güney’e tazminat ödemesi ve borç hafifletme, uluslararası iklim finansmanı ile teknoloji transferinin genişletilmesi de belgenin öne çıkan başlıkları arasında yer aldı.
Toplantı dosyasında Küresel Güney’in rolüne özellikle dikkat çekildi. Bu ülkeler, dünyadaki fosil yakıt rezervlerinin yüzde 78’ine ev sahipliği yapıyor. Bu nedenle kömür, petrol ve gaz çıkarımı onlar için hâlâ güçlü bir ekonomik seçenek olarak görülüyor.
Latin Amerika dönüşümde öne çıkıyor
Santa Marta konferansının organizasyonunu Kolombiya ve Hollanda üstlendi. Kolombiya, kömür üretiminde dünyada 13’üncü, kömür ihracatında ise 5’inci sırada yer alıyor. Buna rağmen fosil yakıtların ülke ekonomisindeki payı gerileme eğiliminde.
Fosil yakıtlar Kolombiya’nın ihracatının yaklaşık yüzde 35’ini ve kamu gelirlerinin yaklaşık yüzde 10’unu oluşturuyor. Ancak ana kömür bölgesi La Guajira’da üretim 2012’de zirve yaptı. Şiliden Avrupa Birliği’ne uzanan alıcılar da kömürden uzaklaşmaya başladı.
Kolombiya kömürünü Asya pazarına yönlendirme çabaları ise yüksek taşıma maliyetleri nedeniyle sınırlı kalıyor. Yeni rezervler bulunmazsa petrol üretiminin yaklaşık 30 yıl içinde sona ermesi, gaz rezervlerinin ise 6,5 yıl gibi kısa bir sürede tükenmesi bekleniyor.
Ülkede elektrik üretiminin omurgasını hidroelektrik santraller oluşturuyor. 2000 yılından bu yana hidroelektriğin üretimdeki payı çoğunlukla yüzde 50 ile 80 arasında seyretti. Güneş ve rüzgârın elektrik üretimindeki payı ise beş yıldan kısa sürede sıfırdan yüzde 5’e yükseldi.
Latin Amerika, enerji sektörünün geleceği tartışılırken çoğu zaman geri planda kalsa da bölgedeki bazı ülkeler dikkat çekici bir dönüşüm sergiliyor. Uruguay bundan on yılı biraz aşkın süre önce sık elektrik kesintileri yaşayan bir ülkeyken bugün enerji dönüşümünde örnek gösterilen ülkelerden biri haline geldi.
Bölgedeki genel tablo, küresel Güney’in enerji geçişinde yalnızca izleyici değil, bazı alanlarda yön verici bir aktör olabileceğini gösteriyor. Santa Marta’daki toplantı da bu ayrışmayı açık biçimde görünür kıldı.
İklim mücadelesi hukuki yükümlülüğe dönüşüyor
Makaledeki bir diğer dikkat çekici başlık, iklim krizine karşı mücadelede hukuki çerçevenin güçlenmesi oldu. Birleşmiş Milletler düzeyindeki kararlar ve artan uluslararası toplantılar, devletlerin çevreyi sera gazı emisyonlarından koruma yükümlülüğünün daha açık biçimde tanımlandığı bir döneme işaret ediyor.
Bu çerçeve, enerji tüketiminde geleceğin yönünü belirleyecek tartışmaları daha da öne çıkarıyor. Kısa vadede fosil yakıtlara dönüş baskısı artsa da uzun vadede yenilenebilir enerjiye geçişi destekleyen siyasi, ekonomik ve hukuki zemin güçleniyor.
Hürmüz krizi, Santa Marta toplantısı ve küresel veriler birlikte okunduğunda tek bir sonuca çıkıyor: Enerji dönüşümü yavaşlayabilir, fakat yönünü kaybetmiş görünmüyor. Krizler fosil yakıtları geçici olarak öne çıkarırken, yatırımcıların ve hükümetlerin ilgisi giderek daha fazla temiz enerjiye kayıyor.