Güney Çin Denizi'ndeki egemenlik anlaşmazlığı, Çin ile Filipinler arasında hukuk, askeri varlık ve ittifak rekabetinin iç içe geçtiği çok boyutlu bir çatışma alanına dönüştü. Pekin, Manila'nın genişleyen deniz taleplerini tarihsel ve hukuki temelden yoksun bularak reddederken, sahada da deniz gücünü artırıyor.
Çin'in Hukuki Reddi ve Tarihsel Argümanları
Çin medyasına göre Pekin, Filipinler'in kara sınırlarının sömürge döneminde belirlendiği ve sonraki uluslararası anlaşmalarla sabitlendiği görüşünü benimsiyor. Xinhua ajansının Çin Doğal Kaynaklar Bakanlığı'na bağlı Deniz Stratejisi Enstitüsü raporuna atıfta bulunarak aktardığına göre, Manila 1970'lerden itibaren anayasa değişiklikleri ve iç mevzuatla Huangyan (Scarborough) ve Nansha (Spratly) adalarının bir kısmı da dahil olmak üzere deniz yetki alanı taleplerini genişletti. Çin, bu taleplerin uluslararası anlaşmaları aştığını ve bölgesel istikrarı tehdit ettiğini savunuyor.
2016 Tahkim Kararı ve Tarafların Tutumu
Anlaşmazlığın merkezinde 2016 yılındaki tahkim kararı bulunuyor. Filipinler bu kararı hukuki referans olarak benimserken, Çin kesin bir dille reddediyor. Asia Times'ın analizine göre karar, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'nin (UNCLOS) uygulanmasını netleştirmek için tasarlanmıştı ve Çin'in "dokuz çizgi" iddiasının hukuki dayanağını reddetse de, egemenlik konusunda nihai hüküm vermedi. Çin devlet gazetesi Huan Qiu ise kararın hukuki meşruiyetten yoksun, siyasallaştırılmış olduğunu ve anlaşmazlığı karmaşıklaştırdığını ileri sürüyor.
Bölgesel İttifaklara Çin Tepkisi ve Sahadaki Varlık
Çatışma, bölgesel aktörleri de içine alacak şekilde genişliyor. Japonya ile Filipinler arasındaki deniz sınırı belirleme görüşmeleri Pekin'in sert itirazına yol açtı. China Daily'nin aktardığına göre Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mao Ning, bu müzakerelerin uluslararası hukuku ihlal ettiğini ve Tayvan'ın doğusundaki sularda Çin'in egemenlik haklarına dokunduğunu ifade etti. Wuhan Üniversitesi'nden akademisyen Li Xiaolu, bu adımın coğrafi ve hukuki gerçekliği aşan bir girişim olduğunu belirtti.
Çin'in tepkisi yalnızca diplomatik alanla sınırlı kalmıyor. China Daily'ye göre Çin sahil güvenlik gemileri, Pekin'in yargı yetkisi altında olduğunu söylediği ihtilaflı sularda devriye ve bilimsel araştırma faaliyetleri yürütüyor. Aynı gazete, Çin Savunma Bakanlığı Sözcüsü Zhang Xiaogang'ın, provokatif eylemler sürmesi halinde ülkesinin egemenlik haklarını korumak için kararlı tedbirler alacağını bildirdiğini aktardı.
Filipinler'in İttifak Stratejisi ve Anlatı Mücadelesi
Filipinler ise hukuki çerçeveye bağlılık ile güvenlik ortaklıklarını güçlendirme stratejisini birleştiriyor. Asia Times, Manila'nın 2016 tahkim kararını uluslararası destek toplamak için bir "hukuk dili" olarak kullandığını ve bu kararın ABD ve Japonya gibi ortaklarla diplomatik söylemin bir parçası haline geldiğini belirtiyor. Filipinler ayrıca ikili savunma işbirliği anlaşmaları yoluyla müttefik tabanını genişletmeye çalışıyor; Pekin ise bunu anlaşmazlığı uluslararasılaştırma ve dış güçleri bölgeye çekme girişimi olarak görüyor.
Huan Qiu gazetesine göre bu durum bölgesel ortamı daha da karmaşık hale getirebilir. Gazete, Filipinler'in kendisini mağdur taraf olarak sunarak uyuşmazlığı yeniden çerçevelendirmeye çalıştığını, "seyir özgürlüğü" gibi kavramlardan yararlandığını, Çin'in ise tarihsel gerçeklere ve doğrudan müzakereye vurgu yaptığını yazdı. Asia Times'ın analizi, hukukun tek başına anlaşmazlıkları çözemediğini ancak politikaları meşrulaştırmak için bir çerçeve oluşturduğunu belirtiyor.
Çin-Filipinler anlaşmazlığı, geleneksel bir sınır çatışması olmaktan çıkıp uluslararası hukuk, saha hareketliliği, ittifak inşası ve anlatı mücadelesini içeren çok boyutlu bir rekabete evrildi. Pekin, Manila'nın taleplerinin hukuki meşruiyetini çürütmeye odaklanırken, Filipinler tahkim kararını uluslararası bir referans olarak yerleştirmeye ve Batı ittifaklarıyla konumunu güçlendirmeye çalışıyor.