Bilim insanlarının yayımladığı yeni bir çalışma, küresel ısınmanın yalnızca karbondioksit ve bilinen sera gazlarıyla açıklanamayacağını ortaya koydu. Araştırmaya göre insan faaliyetlerinden kaynaklanan ısınmanın yaklaşık yüzde 15’i, atmosferde doğrudan ısıtmayan ama başka kimyasal tepkimeleri tetikleyerek ısınmayı büyüten kirleticilerden geliyor.
Çalışma, karbon monoksit ve metan dışı uçucu organik bileşiklerin bu dolaylı etki zincirinde başlıca paya sahip olduğunu belirtiyor. Kurum olarak bilinen siyah karbon da bu maddeler arasında sayılıyor.
Kyoto listesinde yer almayan kirleticiler
Araştırma, bu maddelerin 1997 Kyoto Protokolü’ndeki takip edilen gazlar listesinde bulunmadığını hatırlatıyor. O dönemde dolaylı ısınma etkileri araştırılsa da, politik taahhütlere temel oluşturacak ayrıntı düzeyi oluşmamıştı.
Yeni çalışmanın yazarları ise artık bu tabloyu değiştirmek için yeterli bilimsel birikim bulunduğunu savunuyor. Çalışma, 2021’de yayımlanan Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin Altıncı Değerlendirme Raporu da dahil olmak üzere farklı verileri bir araya getiriyor.
Bilimsel bulgu, siyasi zorluklarla karşı karşıya
İklim politikalarına bu kirleticileri dahil etmenin kolay olmayacağı da vurgulanıyor. Uzmanlar, bazı ülkelerde mevcut emisyon hedeflerine ulaşmanın zaten zor olduğunu, bu nedenle yeni maddeleri iklim muhasebesine eklemenin siyasi açıdan daha da tartışmalı hale gelebileceğini söylüyor.
Çalışmayı değerlendiren isimler, kaynak bazlı emisyonların daha net ölçülmesi ve bu emisyonların iklim üzerindeki etkilerinin daha ayrıntılı izlenmesi gerektiğini belirtiyor. Buna rağmen araştırma, iklim düzenlemelerinde eksik kalan önemli bir parçaya işaret ediyor.
Uzmanlara göre bu kirleticilerin etkisi, Kyoto listesinde yer alan yedi sera gazından yalnızca ikisinden daha düşük değil. Buna karşın kısa ömürlü olmaları, azaltılmaları halinde yakın vadede ısınma hızını yavaşlatma ihtimali doğuruyor.
Hava kalitesi ve iklim hedefi birlikte ele alınıyor
Araştırmada, bu maddelerin bir bölümünün birçok ülkede zaten sağlık açısından zararlı hava kirleticileri olarak düzenlendiği de hatırlatılıyor. Karbon monoksit örneğinde olduğu gibi bu bileşenler, kentlerde smog oluşumuna katkı verebiliyor.
Çalışmayı değerlendiren uzmanlar, iklim ve hava kalitesi politikalarının ayrı alanlar gibi ele alınmaması gerektiğini savunuyor. Buna göre bu kirleticilerin azaltılması, hem daha temiz hava hem de küresel ısınma hızında sınırlı ama somut bir düşüş anlamına gelebilir.
Araştırmanın ulaştığı sonuç, iklim tartışmalarında uzun süredir gölgede kalan bir başlığı yeniden öne çıkarıyor. Bilim insanları, doğru politikalarla hem ekolojik hem de sağlık açısından çift yönlü kazanım elde edilebileceğini düşünüyor.