Dünya, Paris Anlaşması’nda belirlenen 1,5°C ısınma sınırına tehlikeli ölçüde yaklaşıyor. Kapsamlı yeni bir rapora göre insan kaynaklı ısınma 2025’te 1,37°C’ye ulaşacak.
17 ülkeden 56 kurumda görev yapan 70’ten fazla bilim insanının analizine göre emisyonlar mevcut düzeyinde devam ederse 1,5°C sınırı yaklaşık 2030 civarında aşılacak.
Karbon bütçesi hızla daralıyor
Bugün yayımlanan Küresel İklim Değişikliği Göstergeleri raporunun dördüncü baskısı, iklimin ne kadar hızlı ve neden değiştiğini gösteren temel ölçümleri takip ediyor. Ortaya çıkan tablo, Dünya’nın neredeyse tamamen insan faaliyetlerinin etkisiyle giderek hızlanan bir tempoda ısındığını gösteriyor.
Almanya’daki Potsdam İklim Etki Araştırma Enstitüsü’nden kıdemli araştırmacı Dr. William Lamb, sera gazı emisyonlarının bugüne kadarki en yüksek seviyesinde olduğunu ve bunun ağırlıklı olarak fosil yakıtların yakılmasından kaynaklandığını belirtiyor. Lamb, yenilenebilir enerjiye ve elektrifikasyona yatırım yapmanın hükümetlere hem emisyonları azaltma hem de daha temiz, daha güvenilir ve daha güvenli enerji sistemleri kurma imkânı verdiğini söylüyor.
Karbon bütçesi, sanayi öncesi döneme göre ısınmayı 1,5°C’nin altında tutarken atmosfere hâlâ salınabilecek toplam karbondioksit miktarını ifade ediyor. 2026 başı itibarıyla bu bütçe yaklaşık 130 milyar ton olarak hesaplanıyor. Mevcut emisyon düzeyleriyle bütçenin yaklaşık üç yıl içinde tamamen tükenmesi bekleniyor.
2024’te küresel sera gazı emisyonları, başlıca fosil yakıtların yakılmasından kaynaklanarak 56,8 milyar ton karbondioksit eşdeğeriyle rekor seviyeye ulaştı. Üç ana sera gazı olan karbondioksit, metan ve diazot monoksitin atmosferdeki derişimi 2019’dan bu yana arttı; karbondioksit yoğunluğu ise milyonda 425,6 parçacığa çıktı.
"Özetle, her zamankinden fazla sera gazı salıyoruz; bu da atmosferdeki sera gazı seviyelerini yükselterek giderek daha fazla ısının hapsolmasına, dünyanın dengesinin bozulmasına yol açıyor."
Birleşik Krallık Meteoroloji Ofisi’nden bilim insanı Dr. Matt Palmer’ın bu değerlendirmesi, raporun ana uyarısını özetliyor.
Denizler ısınıyor, seviyeler yükseliyor
Rapor, Dünya’ya giren ısı ile uzaya geri yayılan ısı arasındaki farkı ifade eden gezegenin enerji dengesizliğinin son on yıllarda iki kattan fazla arttığını ve bugün rekor seviyeye ulaştığını da ortaya koyuyor. Bu, gezegenin modern ölçümlerin başladığından bu yana hiç olmadığı kadar hızlı ısı depoladığı anlamına geliyor.
Fransız araştırma enstitüsü Mercator Ocean International’dan Dr. Karina Von Schuckmann, bu dengesizliğin okyanus ve karasal ısınma, donmuş toprakların çözülmesi, buz kaybı ve deniz seviyesinin yükselmesi dâhil iklim sisteminin her bileşeninde değişimlere neden olduğunu söylüyor.
Küresel deniz seviyesi 2025’te yeniden rekor kırdı. 1901’den bu yana toplam yükselme 23 santimetreye ulaştı ve artış hızı da giderek yükseliyor. Okyanuslar fazla ısının büyük bölümünü emdiği için ortalama deniz yüzeyi sıcaklıkları geçen yıl kaydedilen en yüksek ikinci seviyeye çıktı.
Bu yılın raporuna eklenen yeni bir gösterge, denizel sıcak hava dalgalarının boyutunu da ortaya koyuyor. Etkilenen gün sayısı 1991 ile 2025 arasında dünyada üç kattan fazla arttı. Yalnızca 2025’te dünya, ekosistemlere zarar veren, balık stoklarını tehdit eden ve Dünya’nın iklimini düzenleyen okyanus-atmosfer sistemlerini bozan denizel sıcak hava dalgası koşullarının hüküm sürdüğü 65 gün yaşadı.
Karalarda sıcaklık artışı da hızlanıyor
Karalarda ise tablo farklı değil. Son on yıldaki ortalama en yüksek kara sıcaklıkları, bir önceki on yıla göre neredeyse yarım derece daha yüksek. Bu da aşırı sıcakların dünya genelinde eşi benzeri görülmemiş seviyelere ulaşmasına yol açıyor.
Copernicus İklim Değişikliği Servisi’nden Dr. Samantha Burgess, son on yıldaki ısınmanın neredeyse tamamının insan faaliyetlerinden kaynaklandığını belirtiyor. Burgess’e göre geçim kaynakları ve ekosistemler üzerindeki etkiler şimdiden dünya çapında hissediliyor ve sıcaklıklar artmaya devam ettikçe bu etkiler hızlanacak.
Veri altyapısı da baskı altında
Raporun arkasındaki bilim insanları, daha az görünür ama önemli bir risk konusunda da uyarıyor: Bu değişimleri izlemek için kullanılan küresel veri setlerinin kendisi de tehdit altında.
Geçen yıl Trump yönetiminin ABD Dışişleri Bakanlığı’nın küresel hava kalitesi izleme programını rafa kaldırma kararı da dahil olmak üzere bütçe kesintilerinin, iklim bilimi ve politikalarının dayandığı kanıt tabanında tehlikeli boşluklar yaratabileceği belirtiliyor.
Uluslararası Uygulamalı Sistemler Analizi Enstitüsü’nden Dr. Chris Smith, veri olmadan gelecekte değerlendirme yapmanın çok daha zor olacağını ve acil iklim eylemine her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğunu söylüyor.