Rus petrolünün Asya’ya yönelmesi, Çin ile Hindistan arasındaki rekabeti enerji ve jeopolitik ekseninde daha da belirginleştirdi. Pekin, Rusya’dan daha fazla petrol alarak kendi tedarik güvenliğini güçlendirirken Yeni Delhi’nin uygun fiyatlı Rus petrolüne erişebileceği alanı daraltıyor.
Bu tablo, Rusya-Ukrayna Savaşı sonrasında Moskova’nın Avrupa pazarındaki kayıplarını Asya talebiyle telafi etmeye çalıştığı bir dönemde ortaya çıktı. Batı’nın ticari ve siyasi yaptırımları, Rus petrolü ve doğal gazının ihracat rotalarını değiştirerek enerji ticaretinin ağırlık merkezini Asya’ya taşıdı.
Asya’da Rus petrolü için rekabet
Çin ile Hindistan, indirimli Rus petrolünün en büyük iki müşterisi konumuna geldi. Haziran 2026 verilerine ilişkin raporlara göre Çin, Rusya’nın ham petrol ihracatının neredeyse yüzde 50’sini, Hindistan ise yüzde 36’sını satın aldı. Bu oranlar, iki ülkenin Moskova’nın enerji gelirleri içindeki ağırlığını ortaya koyuyor.
Ancak Pekin ve Yeni Delhi’nin tedarik koşulları birbirinden ayrılıyor. Rusya ile ortak sınıra ve doğrudan boru hattı bağlantılarına sahip olan Çin, geniş tanker ağı, büyük enerji şirketleri ve yaptırım baskısına daha dayanıklı finansal sistemi sayesinde avantaj elde ediyor.
Hindistan ise Rus petrolünün büyük bölümünü deniz yoluyla getiriyor. Tankerlere yönelik yaptırımların yanı sıra yükselen taşıma ve sigorta maliyetleri ile uluslararası ödeme sistemlerindeki sorunlar, Yeni Delhi’nin tedarik imkanlarını Çin’e kıyasla daha fazla zorluyor.
Pekin’in enerji hesabı
Çin’in Rus petrolüne yönelmesinin arkasında stratejik rezervleri görece uygun fiyatlarla doldurma, Hürmüz Boğazı krizi ve Orta Doğu’daki riskler karşısında tedarik kaynaklarını çeşitlendirme hedefleri bulunuyor. Pekin ayrıca ABD ile yaşanabilecek yeni bir ticaret savaşı veya güvenlik krizine hazırlık yapıyor.
Bu nedenle Rus petrolü, Çin için sadece düşük maliyetli bir ham madde değil. Deniz yollarının savaş ya da güvenlik krizi nedeniyle kesilmesi durumunda Rusya’dan sağlanan petrol, Çin’in enerji güvenliği açısından stratejik bir güvence işlevi görüyor.
Çin’in İran’dan petrol alımındaki gerileme de Rus arzının önemini artırıyor. Tahminlere göre Çin’in İran’dan petrol alımı ağustosta günlük 340 bin varile kadar inerken, Rusya’dan deniz yoluyla gelen petrol günlük 1,25 milyon varil seviyesinde gerçekleşti.
Rusya’nın üretimi ve pazarlık gücü
Moskova’nın arz kapasitesi ise sınırsız değil. Ukrayna’nın Rus rafinerileri ve enerji altyapısına yönelik saldırıları, ülkenin petrol üretim ve işleme kapasitesi üzerinde baskı oluşturdu.
Uluslararası Enerji Ajansının verilerine göre Rusya’nın petrol üretimi 2026’da günlük yaklaşık 8,9 milyon varile geriledi. Üretim ve işleme kapasitesinin baskı altında bulunduğu bu ortamda Çin’in daha fazla alım yapması, Hindistan’ın düşük fiyatlı Rus petrolüne ulaşmasını zorlaştırırken Moskova karşısındaki pazarlık gücünü de zayıflatıyor.
Çin ile Hindistan’ın talebi, Rusya’ya kısa vadede yeni bir pazarlık alanı sağlıyor. Moskova, iki büyük Asya ekonomisinin ilgisinden yararlanarak petrol satışlarındaki indirimleri azaltabilir ve tek bir büyük müşteriye bağımlı kalmaktan kaçınabilir.
Öte yandan Çin’in Rus enerji ihracatındaki payının uzun vadede büyümesi, Moskova’nın Pekin pazarına bağımlılığını artırabilir. Bu nedenle Rusya açısından bugün avantaj oluşturan rekabet, ilerleyen dönemde Çin’in Rus enerji politikası üzerindeki etkisini yükselten yeni bir bağımlılık ilişkisine dönüşebilir.
Washington’ın baskısı Hindistan’ı sıkıştırıyor
Hindistan, Rusya ile geleneksel ilişkilerini ve enerji çıkarlarını korumaya çalışırken ABD ile savunma, ticaret, teknoloji ve stratejik işbirliğini geliştirme hedefini de sürdürüyor. Rus petrolü alımları nedeniyle ikincil yaptırım ve yüksek gümrük vergileriyle karşılaşma ihtimali, Yeni Delhi’nin karar alanını daraltıyor.
Çin ise ABD ile uzun süredir devam eden ticaret savaşı ve stratejik rekabet nedeniyle Batı baskısını Hindistan kadar doğrudan dış politika tercihlerine yansıtmak zorunda kalmıyor. Pekin, devlet şirketlerinin yanı sıra yaptırım altındaki petrolün alım ve işlenmesinde rol oynayan küçük ve bağımsız rafinerilerden de yararlanabiliyor.
Çin’de "teapot" olarak adlandırılan bağımsız rafineriler, yaptırım riskleri nedeniyle büyük devlet şirketlerinin geri çekildiği durumlarda ticaretin farklı şirketler, aracılar, alternatif para birimleri ve tanker ağları üzerinden devam etmesine imkan tanıyor. Bu yapı, Çin’in Rus petrolü tedarikinde daha esnek hareket etmesini sağlıyor.
Pekin’in stratejisi, Rus enerji kaynaklarını ulusal güvenlik hedefleriyle birlikte kullanırken Hindistan sanayisinin ihtiyaç duyduğu uygun fiyatlı enerjiye erişim alanını daraltıyor. Böylece enerji ticareti, ekonomik çıkarların yanında Çin-Hindistan rekabetinin ve Moskova ile Yeni Delhi arasındaki denge siyasetinin de önemli araçlarından biri haline geliyor.