Birleşik Krallık'ın anayasal geleceğine ilişkin tartışmalar, İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda hükümet başkanlarının imzaladığı anlaşmayla yeniden öne çıktı. Metin, üç ulusun gelecekleri hakkında karar verirken kendi yöntemlerini ve zamanlamalarını belirleme iradesini vurguladı.
Londra Queen Mary Üniversitesi Siyaset Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tim Bale, girişimin bağımsızlık taleplerini destekleyen kesimlere üç bölgesel yönetimin bağlılığını göstermeyi ve Birleşik Krallık'ın yeni hükümet başkanı üzerinde baskı oluşturmayı hedeflediğini değerlendirdi.
İskoçya referandum için Londra'nın onayına bağlı
İskoçya Bölgesel Başbakanı John Swinney, Birleşik Krallık'ın yeni hükümet başkanı Andy Burnham'ı "Birleşik Krallık'ın son başbakanı" diye niteledi. Swinney'in liderliğindeki İskoç Ulusal Partisi, yeni bir bağımsızlık oylaması yapılması yönündeki baskısını sürdürüyor.
Ancak İskoç Parlamentosu'nun tek başına referandum düzenleme kararı almasının yeterli olmadığı belirtiliyor. 2022'deki Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesi kararına göre gerekli izni verebilecek yasama organı, Londra'daki 650 sandalyeli Birleşik Krallık Parlamentosu. Parlamentoda yaklaşık 57 İskoç milletvekili bulunuyor.
İskoçya'daki son ankette, Birleşik Krallık'ta kalmayı isteyenlerin oranı yüzde 44, ayrılığı destekleyenlerin oranı ise yüzde 56 çıktı. Bu tablonun, 2014'teki bağımsızlık referandumunda ortaya çıkan sonuçlarla büyük ölçüde örtüştüğü aktarıldı.
Birleşik Krallık'ın Avrupa Birliği'nden ayrılmasının ardından gayrisafi yurt içi hasılada yaşanan kaybın, bağımsızlığın ekonomik sonuçları konusunda ayrılığa karşı çıkanların tezlerini güçlendirebileceği değerlendirildi.
Galler'de ayrılık fikri daha sınırlı destek buluyor
Galler Bölgesel Başbakanı Rhun ap Iorwerth, bağımsızlık talebine doğrudan yanıt vermek yerine Galler'in bir ulus olarak ihtiyaç duyduğu yetkilere, kaynaklara ve adil muameleye sahip olması gerektiğini söyledi.
Ap Iorwerth, ayrıca İskoçya'ya tanınan ve Galler için de asgari düzeyde tanınması gerektiği belirtilen esnekliklere dikkat çekti. Ağustosta yapılan ankette, kararsızlar hesaba katılmadığında Gallerli seçmenlerin yalnızca üçte birinin Birleşik Krallık'tan ayrılmaya oy vereceğini belirttiği görüldü.
Kuzey İrlanda'da birleşme için referandum talebi
Kuzey İrlanda Bölgesel Başbakanı Michelle O'Neill, bölgenin İrlanda Cumhuriyeti'yle birleşme konusunda referandum hakkı bulunduğunu savundu. O'Neill, bu hakkın artık geçerli olmadığını söyleyen bir başbakanı kabul etmeyeceklerini ifade etti.
1998 tarihli Belfast Anlaşması, sınırın iki tarafında İrlanda'nın birleşmesine yönelik çoğunluk desteği bulunduğunun değerlendirilmesi halinde sınır referandumu yapılmasına imkan tanıyor. Referandum kararının Kuzey İrlanda Bölgesel Başbakanı'na değil, Birleşik Krallık hükümetinin Kuzey İrlanda'dan Sorumlu Bakanı'na ait olduğu belirtildi.
İrlanda Cumhuriyeti'ndeki son ankette birleşmeyi destekleyenlerin oranı üçte iki olarak ölçüldü. Kuzey İrlanda'da ise aynı görüşü paylaşanların oranı üçte birin biraz üzerinde kaldı. Bu farklılığın, büyük ölçüde Katolik "milliyetçi" nüfus ile kimliğini Britanya ekseninde tanımlayan ve büyük ölçüde Protestan olan "birlikçi" nüfus arasındaki mezhepsel ayrışmayı yansıttığı aktarıldı.
İrlanda Başbakanı Micheal Martin'in, ABD Başkanı Donald Trump'ın birleşik İrlanda'ya yönelik desteğinin ardından referandum talep etmediği aktarıldı. Kuzey İrlanda'da bölgesel başbakanın yetkilerinin, Birleşik Krallık'ın parçası olarak kalmayı savunan Başbakan Yardımcısı'nın yetkilerinden daha fazla olmadığı değerlendirildi.
Londra anayasal başlıklar yerine ailelerin meselelerine odaklanacak
Üç bölgesel hükümet başkanının imzaladığı anlaşmanın bağımsızlık yanlısı destekçilere yönelik ilk amacı, liderlerin bu davaya bağlılığının sürdüğünü göstermekti. İkinci amaç ise Birleşik Krallık'ın yeni hükümet başkanı üzerinde siyasi baskı oluşturmaktı.
Bununla birlikte Londra hükümetinin yeni referandumlar ve anayasal tartışmalar yerine aileler açısından önemli görülen konulara yoğunlaşacağı belirtildi. Bu nedenle anlaşmanın bağımsızlık yanlısı tabanı güçlendirebileceği, ancak Birleşik Krallık hükümetinin yaklaşımını kısa vadede değiştirmesinin beklenmediği değerlendirmesi yapıldı.