Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'yi teröre destek veren ülkeler listesinden (State Sponsors of Terrorism) çıkardı. Böylece yaklaşık 47 yıl yürürlükte kalan ve Washington ile Şam arasındaki çatışmanın başlıca sembollerinden biri olan statü sona erdi.
Karar, ABD mevzuatında öngörülen Kongre'yi bilgilendirme sürecinin tamamlanmasının ardından 24 Ağustos 2026'da alındı.
Böylece Washington'ın Suriye'yi teröre destek veren ülkeler listesine aldığı 29 Aralık 1979'da başlayan dönem sona erdi.
Statü, Hafız Esed'in ve ardından oğlu Beşşar Esed'in yönetimleri boyunca sürdü.

Mevcut karar, Beşşar Esed rejiminin Aralık 2024'te devrilmesinin ardından oluşan, Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara liderliğindeki yeni Suriye yönetimine yönelik ABD'nin attığı en önemli adımlardan biri oldu.
Suriye 1979'dan bu yana listede yer alıyordu
Suriye, ABD'nin teröre destek veren ülkeler listesine aldığı ilk ülkelerden biriydi.
ABD yönetimleri, onlarca yıl boyunca Şam'daki yönetimi Washington'ın terör örgütü olarak nitelediği silahlı gruplara destek vermekle suçladı.
Suriye'nin listede tutulmasının başlıca gerekçeleri arasında Hizbullah ile ilişkileri ve bazı Filistinli silahlı gruplara verdiği destek gösteriliyordu.
Suriye'de 2011'de çatışmaların başlamasının ardından Washington ile Şam arasındaki ilişkiler daha da kötüleşti.
ABD, 2012'de Şam Büyükelçiliğinin faaliyetlerini askıya aldı; Beşşar Esed hükümetine yönelik ek yaptırımlar ve ekonomik kısıtlamalar uygulandı.

Teröre destek veren ülke statüsü ne anlama geliyordu?
ABD'nin State Sponsors of Terrorism listesi yalnızca siyasi bir mekanizma değil.
Bu statü, ABD'nin dış yardımına yönelik kısıtlamalar, silah ihracatı ve satışına ilişkin yasaklar, çift kullanımlı ürünlerin sevkiyatına yönelik denetimler ve çeşitli mali kısıtlamalar dahil olmak üzere ciddi hukuki ve ekonomik sonuçlar doğuruyor.
Ayrıca bir ülkenin bu listede yer alması, o ülkede faaliyet göstermek isteyen uluslararası bankalar, yatırımcılar ve şirketler açısından riskleri önemli ölçüde artırıyor.
Bu nedenle Suriye'nin listeden çıkarılması, ülkenin uluslararası finans ve ticaret sistemine dönüşü açısından önemli sonuçlar doğurabilir.
Ancak karar, Suriye'ye yönelik tüm ABD yaptırımlarının otomatik olarak kaldırıldığı anlamına gelmiyor. Diğer ABD yasaları ve yaptırım mekanizmaları kapsamında uygulanan kısıtlamalar için ayrıca karar alınması gerekiyor.
Esed rejiminin devrilmesi durumu değiştirdi
Washington'ın Suriye'ye yaklaşımını değiştiren en önemli gelişme, Beşşar Esed rejiminin Aralık 2024'te devrilmesi oldu.
Yıllar süren iç savaşın ve uluslararası izolasyonun ardından Şam'da Ahmed eş-Şara liderliğinde yeni bir yönetim oluştu.
Yeni yönetimin başlıca hedefleri arasında uluslararası toplumla ilişkileri yeniden kurmak, yabancı yatırımları çekmek ve savaş yıllarında ağır hasar gören ekonomiyi yeniden inşa etmek yer aldı.
Ancak ABD ve uluslararası yaptırımlar, Suriye'nin dünya ekonomisine dönmesinin önündeki en önemli engellerden biri olmayı sürdürdü.
Bunun sonucunda Şam'daki yeni yönetim, kısıtlamaların aşamalı olarak kaldırılması amacıyla ABD, Avrupa ülkeleri ve bölge ülkeleriyle aktif diplomatik temaslara başladı.
Trump yönetimi Şam politikasını değiştirmeye başladı
ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, 2025-2026 yıllarında Suriye'deki yeni yönetime yönelik ABD politikasını değiştirmek için bir dizi adım attı.
Washington, Suriye halkına uzun yıllar süren savaşın ardından ülkesini yeniden inşa etme imkanı sağlama gereğini gerekçe göstererek bazı ekonomik kısıtlamaları kademeli olarak hafifletmeye başladı.
2026 yazında süreç, yönetimin Suriye'yi teröre destek veren ülkeler listesinden çıkarma niyetini Kongre'ye resmen bildirmesiyle kritik aşamaya geçti.
Yasalarda öngörülen inceleme sürecinin tamamlanmasının ardından karar yürürlüğe girdi.
Böylece ABD'nin Orta Doğu'daki yaptırım politikasının en uzun soluklu sayfalarından biri kapandı.
Karar Suriye ekonomisi için büyük önem taşıyabilir
Kararın en ciddi sonuçlarından bazıları ekonomik alanda görülebilir.
Yıllar süren savaş, Suriye'nin altyapısına, enerji sektörüne, sanayisine, konut stokuna ve kamu hizmetlerine büyük zarar verdi.
Ülkenin yeniden inşası önemli miktarda yabancı yatırım gerektirecek.
Ancak yaptırımlar ve teröre destek veren ülke statüsü, uluslararası bankalarla büyük şirketleri uzun yıllar Suriye'yle bağlantılı her türlü işlemden kaçınmaya zorladı.
Listeden çıkarılma, en ciddi engellerden birini ortadan kaldırıyor.
Şam'ın önündeki başlıca hedeflerden biri, uluslararası bankacılık sistemiyle bağları yeniden kurmak, yabancı sermayeyi çekmek ve ülkenin savaş sonrası yeniden inşasını hızlandırmak.
Suriye küresel finans sistemine dönmeye çalışıyor
Kısıtlamaların hafifletilmesiyle birlikte uluslararası finans şirketlerinin Suriye pazarına dönmeye ilgi gösterdiğine dair ilk işaretler ortaya çıktı.
Suriye yönetimi, tam kapsamlı bankacılık transferlerini, uluslararası ödemeleri ve ticari bağları yeniden kurmaya çalışıyor.
Suriye'nin küresel finans sistemine dönmesi yalnızca büyük yatırımlar açısından değil, dış ticaret, yurt dışında yaşayan Suriyelilerin para transferleri ve ülkenin gelecekteki yeniden inşa projeleri açısından da büyük önem taşıyor.
ABD'nin teröre destek veren ülke statüsünü kaldırması, yabancı finans kuruluşlarının karşı karşıya olduğu hukuki riskleri önemli ölçüde azaltabilir.
HTŞ faktörü ve Ahmed eş-Şara'nın geçmişi
Suriye'nin yeni yönetimi ile Batı arasındaki ilişkilerde en hassas konulardan biri, Heyet Tahrir eş-Şam'ın (HTŞ) ve Ahmed eş-Şara'nın geçmişi olmaya devam ediyor.
Eş-Şara, Esed rejimi devrilmeden önce HTŞ'nin lideriydi.
Örgütün geçmişi, El Nusra Cephesi ve daha önceki El Kaide bağlantılarıyla ilişkilendiriliyor. Eş-Şara daha sonra El Kaide ile ilişkilerini kestiğini açıkladı ve liderliğini yaptığı hareketin siyasi çizgisini değiştirmeye başladı.
Beşşar Esed'in devrilmesinin ardından eş-Şara, silahlı muhalefetin önde gelen liderlerinden biriyken Suriye'nin yeni siyasi sisteminin merkezi figürüne dönüştü.
Bu nedenle Washington'ın HTŞ ile bağlantılı yaptırımlara ve terör tanımlamalarına yaklaşımı, ABD'nin Şam'daki yeni yönetimle ilişkilerini yeniden değerlendirme sürecinin önemli bir parçası oldu.
ABD listesinde üç ülke kaldı
Suriye'nin çıkarılmasının ardından ABD'nin teröre destek veren ülkeler listesinde üç ülke kaldı:
Suriye bu listenin en eski üyelerinden biriydi. Bu nedenle çıkarılması, ABD'nin Orta Doğu politikasında özel bir önem taşıyor.
Yaklaşık yarım yüzyıllık dönem sona eriyor
Kararın anlamı ekonomik yaptırımların çok ötesine geçiyor.
ABD ile Suriye arasındaki ilişkiler, Hafız Esed döneminden Suriye'nin Lübnan'daki varlığına, Şam'ın İran'la ittifakından Hizbullah'a verdiği desteğe, iç savaşa ve Beşşar Esed hükümetine yönelik kapsamlı yaptırımlara kadar onlarca yıl boyunca derin siyasi anlaşmazlıklarla şekillendi.
Suriye'deki eski rejimin devrilmesi bu tabloyu kökten değiştirdi.
Washington şimdi ülkenin yeni yönetimiyle farklı bir ilişki modeli kurmaya çalışıyor; normalleşmenin ilerlemesini ise güvenlik, siyasi istikrar ve Suriye'nin yeniden inşası konularına bağlıyor.
Bu nedenle Suriye'nin teröre destek veren ülkeler listesinden çıkarılması, yaptırım rejiminde yalnızca teknik bir değişiklik değil.
Karar, 1979'da başlayan ABD-Suriye ilişkileri tarihinin bir bölümünü fiilen kapatıyor.
Güvenlik sorunları sürüyor
Tarihi karara rağmen Suriye'de çok sayıda güvenlik sorunu devam ediyor.
Ülke terör tehditleri, silahlı grupların faaliyetleri, iç anlaşmazlıklar ve bazı bölgelerde yeni çatışma riskiyle karşı karşıya kalmayı sürdürüyor.
Bu nedenle Washington'ın kararı, öncelikle Beşşar Esed döneminin sona ermesinin ardından Suriye devletine ve yeni yönetimine ilişkin değerlendirmedeki değişiklik olarak görülmeli; güvenlik tehditlerinin tamamen ortadan kalktığının göstergesi olarak değerlendirilmemeli.
Bununla birlikte 24 Ağustos 2026 tarihli karar, Şam açısından önemli bir siyasi ve ekonomik atılım niteliği taşıyor.
Suriye'nin ABD listesine alınmasından yaklaşık 47 yıl sonra, ülkenin uluslararası ilişkilerini yeniden kurmasının, yabancı yatırım çekmesinin ve küresel finans sistemine dönmesinin önündeki en ciddi engellerden biri ortadan kalktı.
Suriye açısından bu karar, onlarca yıl süren uluslararası izolasyon ve yıkıcı savaşın ardından yeni bir dönemin en önemli başlangıç noktalarından biri olabilir.